<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060</id><updated>2011-11-21T06:38:47.213-08:00</updated><title type='text'>Olukbaşı</title><subtitle type='html'>Taş kırılır tunç erir ama Türklük ebedidir.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>9</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-6897681509843447346</id><published>2011-01-17T03:41:00.001-08:00</published><updated>2011-01-17T03:41:39.547-08:00</updated><title type='text'>Başbakan yine yanlış konuştu</title><content type='html'>Başbakan yine yanlış konuştu&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan, cuma günü partisinin il başkanlarına seslenmiş.&lt;br /&gt;Orada, tepki çeken son işlerini savunmak için de CHP'ye yüklenmiş.&lt;br /&gt;Yüklenmesine yüklensin de yalnız CHP'nin olmadığı bir hükümetin işlerini de CHP'ye yıkmasın.&lt;br /&gt;Sayın Başbakan; kendisine verilen ve padişahların bile elinde olmayan yayın durdurma yetkisini savunurken, 'Bu yayın durdurma yetkisini 1994'te CHP iktidarı verdi' buyurmuş.&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aynen meşhur deve hikayesi... Neresi doğru ki bu iddianın?&lt;br /&gt;Nasıl olsa bu millet araştırmaz, incelemez; Tayyip Bey'in ağzından ne çıkarsa, 'Elhak doğrudur!' der...&lt;br /&gt;Başbakan da atar tutar.&lt;br /&gt;Gerçeği buyurun lütfen:&lt;br /&gt;1-1994'teki hükümeti oluşturan 20 Ekim 1991 seçimine CHP girmemişti.&lt;br /&gt;2-Çünkü CHP o tarihte yasaklı idi ve ancak 1992'de açılmıştı.&lt;br /&gt;İşte o seçime katılan partiler ve alınan sonuçlar:&lt;br /&gt;Parti Adı Oy Oranı M.V. Sayısı&lt;br /&gt;1 DYP 27,03 178&lt;br /&gt;2 ANAP 24,01 115&lt;br /&gt;3 SHP 20,75 88&lt;br /&gt;4 RP 16,88 62&lt;br /&gt;5 DSP 10,75 7&lt;br /&gt;3-CHP 25 Aralık 1995'teki seçime katıldı. İşte o seçimin sonuçları:&lt;br /&gt;Parti Adı Oy Oranı M.V. Sayısı&lt;br /&gt;1 RP 21,38 158&lt;br /&gt;2 ANAP 19,65 132&lt;br /&gt;3 DYP 19,18 135&lt;br /&gt;4 DSP 14,64 76&lt;br /&gt;5 CHP 10,71 49&lt;br /&gt;4-Yukarıdaki oy oranı ve milletvekili dağılımı da gösteriyor ki CHP 1995'teki seçimde de tek başına iktidara gelebilmiş değildir.&lt;br /&gt;DYP ile Deniz Baykallı CHP koalisyonu ülkeyi seçime götürmek için 5 Kasım 1995'te kurulmuş ve 6 Mart'ta Mesut Yılmaz başbakanlığa gelmiştir. Bu kısa koalisyon hükümetinde de CHP karar verici değil küçük ortak olarak kalmıştır.&lt;br /&gt;5-1994'te Meclis'te olmayan, 1995 seçiminde de iktidar olamayan CHP'nin 1994'te yetki vermesi mümkün değildir.&lt;br /&gt;Yakında, 'Habur açılımını bile CHP yaptı.' derlerse şaşırmayın.&lt;br /&gt;HANGİSİNİN DOSYASI DAHA FAZLA?&lt;br /&gt;Gelelim başka bir eğlenceli konuya...&lt;br /&gt;Yandaş basın; mal bulmuş Mağrıbi gibi, CHP'nin yeni İstanbul İl Başkanı Nebil İlseven'e saldırıyor.&lt;br /&gt;Başbakan Erdoğan da daldı bu işe... CHP Lideri Kılıçdaroğlu'na da 'Yolsuzlukla itham ettiğin kişiyi CHP'ye il başkanı yaptın!' diye vurmaya kalkıştı.&lt;br /&gt;Olay şu: 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Meclis, aralarında Kemal Kılıçdaroğlu'nun da bulunduğu bir araştırma kurulu oluşturmuş. Bunların raporunda o dönemin TMSF Başkan Yardımcısı olan Nebil İlseven hakkındaki bir iddia da yer almış. Raporda; TMSF elindeki bazı taşınmazların çok düşük bedelle satıldığı iddia edilmiş. Bununla ilgili olarak İlseven'in soruşturulması istenmiş. Doğru da yapılmış... Ama yapılan soruşturma sonucunda Nebil İlseven bu ithamdan aklanmış. Şu anki bilgiler bu kadar...&lt;br /&gt;YA O İDDİALAR?&lt;br /&gt;Bir de bu iddiayı gündeme getiren tarafla ilgili iddialar var idi...&lt;br /&gt;Bu iddiaları kamuoyuna, eski CHP il başkanlarından Mehmet Bölük gündeme taşımıştı.&lt;br /&gt;Rusya'da garip bir trafik kazasına kurban giden rahmetlinin kitap haline getirdiği bu dosyalardan bazılarını sayalım mı:&lt;br /&gt;- İGDAŞ yolsuzluğu dosyası...&lt;br /&gt;- İSKİ yolsuzluğu iddiası&lt;br /&gt;- İstanbul metrosunun elektrik ihalesi dosyası...&lt;br /&gt;- AKBİL yolsuzluğu dosyası...&lt;br /&gt;- Çöplerin taşınma dosyası...&lt;br /&gt;- Personel taşıma ihalesi yolsuzluğu...&lt;br /&gt;- Haliç çamurunun taşıma işiyle ilgili dosya.&lt;br /&gt;- Bilboard yolsuzluğu iddiası...&lt;br /&gt;- Ağaç (fidan) yolsuzluğu dosyası&lt;br /&gt;- Mal beyanı dosyası...&lt;br /&gt;Bu yolsuzluk iddialarıyla ilgili olarak Ağır Ceza'da yapılan yargılamalar oldu..&lt;br /&gt;5 yıl geçtiği için zaman aşımına uğrayan dosyalar oldu.&lt;br /&gt;Önce Rahşan affı yetişti... Sonra dokunulmazlık...&lt;br /&gt;Geldik bugüne...&lt;br /&gt;- - -&lt;br /&gt;Şimdi bir Nebil İlseven'in dosyasına bakın...&lt;br /&gt;Bir de bu dosyalara...&lt;br /&gt;Ondan sonra çıkıp konuşun...&lt;br /&gt;- - -&lt;br /&gt;Nebil İlseven'i linç etmeye kalkışanlar bir de bu dosyalardan söz etselerdi o zaman kendilerine saygı duyacaktım.&lt;br /&gt;Bana göre ise...&lt;br /&gt;Hakkında mahkeme kararı bulunmayan herkes masumdur...&lt;br /&gt;Bu dosyaların konusu olanlar bile...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-6897681509843447346?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/6897681509843447346/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2011/01/basbakan-yine-yanls-konustu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/6897681509843447346'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/6897681509843447346'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2011/01/basbakan-yine-yanls-konustu.html' title='Başbakan yine yanlış konuştu'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-7105817382803735081</id><published>2011-01-16T03:39:00.000-08:00</published><updated>2011-01-17T03:40:25.201-08:00</updated><title type='text'>Harem Topkapı Sarayı'nda idi</title><content type='html'>&lt;span style="color: maroon; font-family: Tahoma;"&gt;&lt;b&gt;Harem Topkapı Sarayı'nda idi&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;hr color="#808080" size="1" style="margin-left: 0px; margin-right: 0px;" /&gt; &lt;span style="color: maroon; font-family: Tahoma;"&gt;&lt;b&gt;      &lt;/b&gt;&lt;/span&gt;         &lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="color: black; font-family: Tahoma; font-size: x-small;"&gt;         &lt;img align="left" border="0" src="http://www.gunes.com/images/spacer.gif" /&gt; Muhteşem Yüzyıl dizisi;  Osmanlıcı geçinenlerin ne kadar cahil  olduklarını göstermekle kalmadı; Türkiye'deki tarihçiliğin de  yetersizliğini  ortaya çıkardı.&lt;br /&gt;Günümüzün en namlı Osmanlı  tarihçileri bile; daha Hanedan-ı Osman denilen Osmanlı padişahlarının  İstanbul'daki evinin neresi olduğunu tespit edebilmiş değiller. Dizinin  danışmanı Erhan Afyoncu bile ikide bir, 'Ben de biliyorum Kanuni  zamanında haremin Topkapı Sarayı'nda olmadığını...' diyor. Ama yanlış  diyor...&lt;br /&gt;İstanbul'un 1453'te fethedilmesinden sonra Sultan Fatih  Mehmet; yerini bizzat kendisi tespit ederek; tarihlere Eski Saray olarak  geçen ilk sarayın inşa emrini verdi. Bu saray; şimdiki İstanbul  Üniversitesi'nin bulunduğu yerde 1454'te tamamlandı.&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Yüksek  duvarlarla çevrili bu saray daha sonra halk arasında Gözyaşı Sarayı  adıyla anıldı.&lt;br /&gt;Yeniçerilerin kışlalarının kurulduğu Et Meydanı'na  (Aksaray) yakın olmasından dolayı güvenlik sorunu da yarattığından;  Sultan Mehmet; kendisine daha korunaklı ve imparatorluk ruhunu ve  azametini yansıtacak yeni bir saray kurdurdu. Bu saray, 1461 ile 1475  yılları arasında tamamlandı.&lt;br /&gt;Denize karşı konulmuş topların bulunması  yüzünden Top Kapısı olarak adlandırılan bu saraya da Yeni Saray  denildi. Ve Sultan Mehmet de buraya taşındı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;HAREM, YATAK  ODASIDIR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Harem dairesi  (Harem-i Hümayun) sarayın tam  kalbindedir. Padişah, burada yatar, devlet işinin olmadığı zamanını da  çoğunlukla bu bölgede geçirir. &lt;br /&gt;Topkapı Sarayı yapılıp da Sultan  Mehmet buraya taşınınca; elbette ki haremini de getirtmişti. Harem;  padişahın eşleriyle birlikte kaldığı, evidir. Padişahın işlerini  Topkapı'da yürütüp de ondan sonra yatmak için  Eski Saray'a gitmesi;  ertesi gün yine Topkapı'ya dönmesi mümkün değildir. Böyle bir durum   Sultan'ın güvenliği açısından da kabul edilemezdi.  Zaten Fatih Sultan  Mehmet, eskisini beğenmediği için yenisini yaptırmış ve oraya da  taşınmıştır.&lt;br /&gt;Sultanların  Topkapısı'ndan ancak  Cuma selamlığı için,  ara sıra tebdil-i kıyafetle yaptığı teftişler için, av eğlenceleri için   ve bir de eğer katılırsa sefere giderken çıktığını biliyoruz. &lt;br /&gt;Eski  Saray'da Enderun'un Kanuni Süleyman dönemine değin devam ettiği iddiası  da bir rivayetten ibarettir. Ve Kanuni zamanını kapsamayan bir iddiadır  bu. Üstüne üstlük, Eski Saray'da Top Kapı'dan sonra bir müddet daha  kalan Enderun; padişah ve haremi değil; Enderun okulu olmalıdır. Çünkü;  esirler arasından seçilerek Osmanlı devletine hizmet edecek memurları  yetiştiren bu okula duyulan ihtiyaç, devletin büyümesine paralel olarak   hızla artmış 2. Bayezid zamanında Galatasaray'da bir ikincisi de  açılmıştır. Top Kapı sarayı yapıldıktan sonra; Eski Saray; ancak ikinci  dereceden işlerin yürütüldüğü bir mekan haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;NEDEN  GÖZYAŞI&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Önemli bir gerçeği daha belirtelim: Bugün artık  bulunmayan o Eski Saray; Osmanlı Devleti zamanında; kadın sultanların  bir sürgün yeri olarak kullanılmıştır.&lt;br /&gt;Ölen veya hal edilen  (indirilen) padişahın anası (valide sultan) ile karıları (Haseki Sultan;  hasekiler, kadın efendiler) yine eski padişahın ikballeri, gözdeleri  Topkapı Sarayı'ndan çıkartılır, buraya sürülürlerdi. Elbette ki bunlarla  birlikte onlarca cariye, hizmetçi ve kahya da oraya yollanırdı. &lt;br /&gt;Bu  kadınlar, eski itibarlarını yitirmenin ve dışlanmanın verdiği üzüntü ile  burada ağladıklarından Eski Saray'a zamanla Gözyaşı Sarayı adı da  verilmişti.&lt;br /&gt;Eski Saray'a  sadece ölen padişahların değil veliahd  olabilecek şehzadelerin anaları da yollanırdı. Bu kadınlar içinde oğlu  daha sonra padişah olanlar; Eski Saray'dan büyük bir törenle Topkapı  Sarayı'na harem dairesine aldırtılırdı. 3. Selim'in annesi Mihrişah  Sultan da Gözyaşı Sarayı'nda ağlar iken 1789'da oğlu tahta çıkınca  Valide Sultan olarak Topkapı Sarayı'na dönmüştü.&lt;br /&gt;Kısacası; Eski Saray   en fazla 10 sene kadar harem dairesine konaklık etmiş, Topkapı  yapılınca bu saltanatı bitmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;KISKANÇLIK DORUKTA&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Osmanlı  sultanları haremleri için müthiş kıskanç idiler. Burada çalışan harem  ağaları genellikle hadım edilmiş yaşlı zenciler olurlardı. Ak hadım  ağalar biraz daha gerideki kapılarda bulunurlardı. Cariyeler ve has  odalıklar da sıkı kontrol altında tutuluyorlardı. Haremdeki hizmetleri  kadın cariyeler ve bunların çavuşları, kahyaları görürlerdi.&lt;br /&gt;Topkapı  Sarayı'na bir yabancının yaklaşması mümkün değildi. Öyle ki deniz  tarafından ve yakından kayıkla geçilmesine bile izin verilmezdi. Saraya  yakın yerden geçen kayıklara surlardan bostancılar tüfenkle ateş  ederlerdi. &lt;br /&gt;Elbette ki sarayın başka bir bölümünde de içoğlanları  istihdam ediliyordu.&lt;br /&gt;Haremin özel bölümünde padişahlar eğlence  düzenlerler; burada  çalgıcılar ve hanendeler bulunur, bir başka ekip de  dans  ederdi. &lt;br /&gt;Bütün bu yaşam tarzı Osmanlı vakanüvisleri tarafından  fazla anlatılmamış olsa bile nakkaşların (dönemin ressamları) yaptığı  minyatürler bize çok ilginç sahneler sunmaktadır.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Yatak  hayatına gelecek olursak...&lt;br /&gt;Yatağa bile erkekler başlarına basit bir  sarıkla girerlerdi. Kadınlar da yine gecelik fes kullanırlardı. Kadınlar  da erkekler de uzun don ve entari ile yatarlardı. Bunun bir nedeni de  sık sık meydana gelen yangınlarda aniden dışarı fırlamak zarureti idi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ESİR HIRİSTİYAN KIZLAR&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Saraydaki cariyeler, önceleri  Avrupa tarafında savaşlarda esir edilen kızlar arasından seçilirdi ve  bunlar esircilerden satın alınırdı. Bu esir kızların ve oğlanların  satıldığı hana da Esir hanı deniliyordu. Kapalıçarşı yanındaki iki  katlı, ahşap, 300 odalı bu hanın çevresinde kahvehaneler, her meslekten  esnaf dükkanları bulunuyordu.  Esir satışını, devlet adına Esirciler  Kethüdası düzenliyordu. Hazineye esir satışından yüzde 10 vergi  alınıyordu. Lakin; İstanbul saraylarında bulunan esir kız ve oğlanlar,  Amerika'daki esirler gibi zalim biçimde ezilmiyorlardı. Bunlar  eğitiliyor; içlerinden becerikli olanlar devletin en üst katına kadar  çıkabiliyorlardı.&lt;br /&gt;Padişah ve vezirler dışındaki halkın öyle çok  karılı evlilikleri de pek mümkün değildi. Çünkü; aileler buna kolay  kolay razı olmuyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;ELÇİLERİN KABULÜ&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;Muhteşem  Yüzyıl'da Venedik elçisinin, Padişah Süleyman önünde yerde  gösterilmesini, ünlü tarihçimiz Yusuf Halaçoğlu; 'Böyle bir şey yok!'  diye yalanladı.&lt;br /&gt;Diyorum ya bizim tarihçiliğimiz maalesef çok zayıf.  Bu ünlü isim bile Kanuni Sultan Süleyman'ın hayatından kesitler sunan  minyatürleri hiç görmemiş. Halbuki onlara baksa; elçilerin burunlarının  yere sürtüldüğünü görecektir.&lt;br /&gt;En önemlisi de Avrupalı elçilerinin  Osmanlı tahtı önünde yerlere eğdirildikleri gerçeği, Avrupalı  seyyahların ve elçilerin eserlerine de yansımıştır. Düşünün ki 19.  Yüzyıl'ın ilk çeyreğine kadar; Avrupalı elçiler Osmanlı sultanının  önünde diz üstü çöktürülmüşler; itimatnamelerini öyle sunmuşlardır. Bu  durum, 19. Yüzyıl'da, İtalyan  Ubacini'nin kitabında da yazıklanarak  anlatılmaktadır.&lt;br /&gt;***&lt;br /&gt;Tekrar yazıyorum: Ne sarayda ne sokakta  Osmanlı toplumunda kimse başı açık dolaşmamıştır. Padişahlar da  başlarında öyle tek parça kavuk değil genelde fes ve sarık  kullanmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-7105817382803735081?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/7105817382803735081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2011/01/harem-topkap-saraynda-idi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/7105817382803735081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/7105817382803735081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2011/01/harem-topkap-saraynda-idi.html' title='Harem Topkapı Sarayı&apos;nda idi'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-7040894501211745685</id><published>2010-08-15T09:52:00.000-07:00</published><updated>2010-08-16T09:54:52.160-07:00</updated><title type='text'>Kahramanlar Böyle Ölür</title><content type='html'>&lt;div class="entry"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;        &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yakalanması sonrasında Abdullah&lt;span id="more-52436"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öcalan’ın verdiği ifadelerden bir bölüm:&lt;br /&gt;“1997’de Yunanlı iki istihbarat generali ile silah yardımı ve Lavrion kampının imkanlarından yararlanma karşılığında anlaştık.&lt;br /&gt;Yunanlı general bizden ısrarla Turizm Bölgelerini vurmamızı ve pilot bölge olarak da Antalya’yı seçmemizi istedi.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Anlaştık ve Antalya’da terör için örgütün seçkin kadrolarından iki grup oluşturduk.&lt;br /&gt;Birinci grubu Tolhildan kodu ile Antalya’nın Kemer tarafına, ikinci  grubu da Tandürek kodu ile Manavgat tarafına konuşlandırdık. Hedefimiz  Türkiye’nin Akdeniz sahilinde turizmi bitirmekti.”&lt;br /&gt;Tarih: 1997’nin Aralık ayı!&lt;br /&gt;Kemer-Aslanbucak dağ yolunda safari yapan yabancı turistlerin yolu bir grup PKK’lı tarafından kesildi ve örgüt propagandası yapıldı.&lt;br /&gt;Dahası, 9 araç ateşe verildi!&lt;br /&gt;Turizmin merkezindeki bu olay üzerine dönemin Başbakan’ı Mesut Yılmaz  başkanlığında askerlerin de katılımı ile acil olarak İç Güvenlik Zirvesi  yapılarak bu konu masaya yatırıldı. Saatler süren toplantı sonrasında  özel bir birliğin Antalya kırsalına gönderilip PKK ile göğüs göğse  muharebe etmesi karar altına alındı.&lt;br /&gt;Hemen birlik oluşturuldu ve başlarına da gözüpekliği ve kararlılığı ile tanınan bir subay atandı.&lt;br /&gt;İşte o subayın komutasındaki özel birlik, MİT, Emniyet ve Jandarma  İstihbaratı ile de koordinasyon kurarak tamı tamına 6 ay Antalya  kırsalında cirit atıp operasyonlar yaptı.&lt;br /&gt;Günler ve haftalarca şehre inmeyip Antalya’nın dağlarında PKK’lı  kovalayan ve operasyonlar yapan bu birliğin komutanı Haziran ayının  14’ünde raporunu şöyle verdi:&lt;br /&gt;-Antalya kırsalı terörist unsurlardan tamamen temizlenmiştir, arz ederiz!&lt;br /&gt;PKK mücadelesinde sembol olmuş bu kahraman komutan Abdullah Öcalan’ın  yakalanması sonrasında devlet tarafından sorguya da dahil edildi.&lt;br /&gt;Peki kim midir bu komutan?&lt;br /&gt;Albay Atilla Uğur’dur.&lt;br /&gt;Şimdi ki yeri ve rütbesi mi?&lt;br /&gt;O şimdi cezaevinde!&lt;br /&gt;Niçin mi?&lt;br /&gt;Kendisi ve hiç kimse bilmiyor!&lt;br /&gt;Nasıl mı olur?&lt;br /&gt;Silivri’de Ergenekon kapsamında yatırılanlar için oluyor işte!&lt;br /&gt;Dehşet verici olan ayrıntı, teröristle mücadelenin kahramanı olan bu subayın bugün terörist ithamı altında olmasıdır!&lt;br /&gt;Adeta 1997’de Antalya kırsalındaki PKK avının rövanşı yapılıyor ya da hesabı&lt;br /&gt;soruluyor!&lt;br /&gt;Kahramanları ancak böyle öldürürsünüz!&lt;br /&gt;Kahramanları öldürülen topluluklar ise er ya da geç dağılırlar!&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;MAÇ BİTTİ…&lt;br /&gt;Başesgioğlu, Özcan ve Köksal Toptan!&lt;br /&gt;Size bugün aktif siyasetimizden&lt;br /&gt;üç portre sunup kıyas yapmanızı&lt;br /&gt;isteyeceğim.&lt;br /&gt;Birincisi Murat Başesgioğlu’dur.&lt;br /&gt;Murat Bey AKP’nin açılım ihanetine başlangıçtan beri tavır koyan isimlerinden biriydi!&lt;br /&gt;AKP’nin Kızılcahamam toplantısında yüzlerce AKP’li vekilin önünde Tayyip  Erdoğan’a,  “Yanlış yapıyorsunuz, bu açılım ülkeyi bölünmeye götürür”   yürekliliğini gösterebilen bir isim.&lt;br /&gt;Sadece o gün de değil!&lt;br /&gt;Başesgioğlu benzer direnişini akabinde de gösterdi!&lt;br /&gt;Baktı ki sonuç alamayacak, hem kamuoyunu uyarmak hem de günaha ortak  olmama adına siyasi ikbal kaygısı hesabı yapmadan bastı istifasını!&lt;br /&gt;Sonuç: Murat Bey toplum vicdanındaki yerini aynen muhafaza ediyor, öyle  ki hemşerileri kendisini yüzlerce araçlık konvoyla karşılayarak  selamladı ve bağrına bastı.&lt;br /&gt;12 Eylül öncesinde Edirnekapı Öğrenci Yurdu kökenli olan Murat Başesgioğlu bugün onuru ile dimdik ayakta!&lt;br /&gt;İkinci isim Zekai Özcan’dır.&lt;br /&gt;O da Murat Bey gibi 12 Eylül öncesinin sembol olmuş Türk  Milliyetçilerinden ve benim de bir süre kaldığım Trabzon Öğrenci  Yurdu’ndan!&lt;br /&gt;Bürokrasideki Genel Müdürlük koltuğunu, yanlışa ortak olmama adına tekmeleyen yani oradan istifa eden adam!&lt;br /&gt;O da Başesgioğlu misali açılımı ihanet görüp açıktan tavır alan ve meydan okuyup AKP’yi terk eden biri!&lt;br /&gt;Ve üçüncü isim Köksal Toptan!&lt;br /&gt;Bir dönem Çiller’le merkez sağın önderi olma yarışına giren isim!&lt;br /&gt;Lafa geldi mi milliyetçiliği ve üniterliği kimselere bırakmayan büyük devlet&lt;br /&gt;adamı(!)&lt;br /&gt;Murat ve Zekai beyler istifa ederken o hâlâ eyyamcılık yapmaya devam ediyor!&lt;br /&gt;Tesadüfen yani konjonktür gereği TBMM Başkanı oldu ya, bunun üzerine Cumhurbaşkanlığı hesaplarını yapmaya başladı!&lt;br /&gt;Açılımmış, ülke ayrışırmış umrunda değil!&lt;br /&gt;Makam, mevki virüsü içine girmiş&lt;br /&gt;bir kere!&lt;br /&gt;TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu kadar olamadı ve onun Sinan Aygün’ü  cezaevinde ziyaret etmesi misali can dostum dediği Mehmet Haberal’ı bir  kez bile aramadı!&lt;br /&gt;Ahh Köksal ağabey, cihanın bütün koltuklarına otursan neye yarar, bak  bugün 40 yıl iç içe olduğun o büyük kitle senin yüzüne bile bakmıyor!&lt;br /&gt;Şekilde görüldüğü gibi Murat ve Zekai beylerin önceliği vatan, Köksal Bey’in önceliği ise koltuk ve kişisel hesap olmuştur!&lt;br /&gt;Bir maça iyi başlamak önemli değildir, önemli olan iyi bitirmektir!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-7040894501211745685?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/7040894501211745685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/08/kahramanlar-boyle-olur.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/7040894501211745685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/7040894501211745685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/08/kahramanlar-boyle-olur.html' title='Kahramanlar Böyle Ölür'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-9121016080492679038</id><published>2010-07-02T09:56:00.000-07:00</published><updated>2010-08-16T09:57:13.502-07:00</updated><title type='text'>Terörle Savaşanları Terörist İlan Etmek</title><content type='html'>&lt;div class="entry"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;        &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şu çelişkiye bakıp isyan etmemek elde değil:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir iktidar düşünün ki her gün saldırı düzenleyen, devlete meydan  okuyan bir terör örgütünün varlığını kabul etmek istemiyor, öte yandan  ülkenin aydınlarını, askerlerini, yargı mensuplarını, kendisine karşı  olan toplum &lt;span id="more-46220"&gt;&lt;/span&gt;önderlerini hapsedip bunlardan terör örgütü yaratmaya çalışıyor.&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye çok şey yaşadı ama, böyle bir dönem yaşamadı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Silivri’de yargılamalar sürerken, bu davayla bağlantılı gösterilen  yeni davalar açılmıştı. Beşiktaş’ta görülen “Poyrazköy Davası”nda da  devletin dört önemli kurumuna resmi bir yazıyla şu soru yöneltildi:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Böyle bir silahlı terör örgütü var mıdır? Varsa eylemleri nelerdir, yapısı nasıldır?”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Silivri’deki davalar nedeniyle bu sorular soruldu ve sonuç olarak  “yok” yanıtı gelmişti. 2 yıl aradan sonra yeniden soruldu. İşte  yanıtlar…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Genelkurmay Başkanlığı:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bu konularla ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Milli İstihbarat Teşkilatı:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Bahsedilen silahlı terör örgütü ve eylemlerine ilişkin teşkilatımıza intikal etmiş herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Jandarma Genel Komutanlığı:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Kurumumuzda söz konusu örgüte ilişkin herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Emniyet Genel Müdürlüğü:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“İddianameye konu olan yapılanmanın terör örgütü olup olmadığına  mahkemenizce karar verilmesinin uygun olacağı değerlendirilmektedir.”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Emniyet Genel Müdürlüğü gibi iktidarın etkisinden sıyrılması  neredeyse olanaksız bir kurum bile iktidar ve iktidar medyasının her gün  “terörist” diye saldırdığı kişilere “terör örgütü üyesi” diyemiyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Temel işlevi ülkenin güvenliği, terörle mücadele olan öteki üç kurum  da kayıtlarında, mücadele planlarında böyle bir örgütün olmadığını  resmen bildiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onlarca insan kanıtlanmamış bir iddianın esiri olarak aylardır hapiste tutuluyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İktidar ve medyası hukuku tümüyle tersine çevirdi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Demokrasilerde kişi hak ve özgürlükleri, özgür yapılanma esastır;  tutuklama istisnadır; bunlarda, hapse atma esas, özgürlük istisna.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Demokrasilerde bir kişi suçluluğu mahkeme hükmüyle kesinleşene dek  masumdur; bunlarda, kişi suçsuz olduğunu kendisi kanıtlayana dek  suçludur…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Demokrasilerde delilden suça, suçluya gidilir, güçlü deliller yoksa  dava açılmaz; bunlarda kişi önce suçlu ilan edilir, deliller arkadan  gelsin denir… Yoksa da yaratılmaya çalışılır…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Demokrasilerde ortada şüpheli bir durum varsa şüpheden sanık  yararlanır; bunlarda, şüpheden hâkim ve savcı yararlanır, insanlar  “kuvvetli şüphe” ile hapiste tutulur.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Başbakan, konuşmasını canlı yayımlayan televizyon sayısı beşin altına  düşerse beğenmiyor. Attığı bir adımı eleştiren gazetelere tahammül  edemiyor, ağzına geleni söylüyor.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Sözüm ona demokrasi mücadelesini de bu davalara bağlamış görünüyor…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Toplum bunlara ne kadar inanıyor?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Hitler’e rahmet okutacak propaganda yöntemlerine karşın toplumun  küçümsenmeyecek bir bölümü bunları yutmuyor. Radikal gazetesi bile bu  konudaki toplumsal bölünmüşlüğü ortaya koyan bir yazı dizisi yayımladı.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bekir Ağırdır’ın hazırladığı “Siyasette ve Toplumda Kutuplaşma” başlıklı dizide Ergenekon’a ilişkin araştırma verileri şöyle:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Türkiye genelinde bunun çetelerle mücadele olduğunu söyleyenler yüzde 56, muhalifleri cezalandırma olduğunu düşünenler yüzde 44.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ağırdır’ın deyimiyle “Modernler”, bir başka deyimle olayları  sorgulayarak izleyenler arasında bunun çetelerle mücadele olduğunu  düşünenler yüzde 29, muhalifleri cezalandırma diyenler yüzde 71. Bu oran  “gelenekselci muhafazakârlar”da, yani AKP’nin geleneksel tabanında 84’e  16.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Olayları sorgulayarak, bilgi sahibi olarak irdelemesi gereken  kişilerin bile her şeyi birbirine karıştırdığı ortamda “toplumsal  parçalanmanın” görünümü böyle.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir ülke sadece coğrafi olarak bölünmez, toplumsal bölünme bundan daha da tehlikelidir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bu konuda hükümetin başarısına diyecek yok!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-9121016080492679038?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/9121016080492679038/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/07/terorle-savasanlar-terorist-ilan-etmek.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/9121016080492679038'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/9121016080492679038'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/07/terorle-savasanlar-terorist-ilan-etmek.html' title='Terörle Savaşanları Terörist İlan Etmek'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-4824741739657084975</id><published>2010-06-04T09:58:00.000-07:00</published><updated>2010-08-16T09:59:15.215-07:00</updated><title type='text'>İçimdeki Bahar</title><content type='html'>&lt;div class="entry"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;        &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mayıs ayında aldığım mektuplardan biri kalın mı kalındı. Bir santimden fazla!&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Önce onu açtım. Bir sayfalık mektup ve 40 kadar fotoğraf. Adının  altına “Cumhuriyet okuru” kimliğini yazan Hasan Esen, Ankara Botanik  Parkı’nın baharını çekmiş, göndermiş.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mektubu paylaşmadan geçemeyeceğim:&lt;/div&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;“Sayın Mustafa Balbay,&lt;span id="more-43452"&gt;&lt;/span&gt;Çankaya’daki Botanik Parkı’nda geziyordum. Oradaki ağaçlar bana dediler ki:&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;- Siz Mustafa Balbay’ı tanır mısınız? O, bizim önemli bir  görüşmecimizdi. Doğa severdi. Bizimle gelir tek tek konuşurdu. Yaz  demezdi, kış demezdi. Gazetesinde bize de yer verirdi. Uzun süredir  gelmiyor, kendisini göremiyoruz. Çok özledik. Ona bir şey mi oldu?  Başına bir şey mi geldi? Yoksa bize küstü mü?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ben onlara neler neler olduğunu anlattım. Kendilerine, sizinle görüştüreceğime söz verdim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Size Botanik Parkı’ndaki dostlarınızın resimlerini gönderiyorum…”&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Yazı aramızda, ağaçların tümünü tanıdım. Ortadaki havuzun kıyısındaki  iğdeler… Cinnah yakasındaki kestaneler… Atakule eteğindeki çam  ağaçları… Ah o leylaklar, tam açtıkları mevsim… Fotoğraftan kokusu  geldi! Onların hemen yanında salkım dutlar vardı. Ne hoşturlar bu  mevsim.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Botanik Parkı’nın, Seğmenler’in dört mevsimini bilirim. Badem  ağaçlarının çiçeklerinden yağmur suyu içtim, kestane ağaçlarının  altından gökyüzünü seyrettim. Kimi pazarları yazdım da onları…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Mektubu aldığım hafta, kimi meslek büyüklerimiz köşelerinde,  “Silivri’de Bahar” başlıklı yazılar kaleme alınca, buradaki baharı  paylaşmak da kaçınılmaz oldu.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bize baharın geldiğini serçeler müjdeledi. Nisan başından beri  telleri ormana çevirdiler. Gün doğumundan gün batımına dek iki konup üç  kalkıyorlar. Bize de alıştılar, bazen yere bile konuyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Onlar tepemizdeki tellerde cik cik öterken, biz de havalandırmada 14 adıma 5 adım yürürken gökyüzünü ormana çeviriyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Tanrım, o bulutlara çarpıp yankılanarak bize inen o sesleri şu minicik serçeler mi çıkarıyor!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bulunduğumuz yerin bir kilometre kadar çevresinde iğde ağaçları  olmalı. Rüzgâr biraz sert estiğinde, derince bir nefes çekince iğde  kokusunu alıyoruz. Ben mayısın ikinci yarısına “iğde mevsimi” derim.  Bütün kış o incecik dallarıyla saklambaç oynarcasına kaybolan iğdeler  baharla birlikte yeşil-beyaza bürünür, milimlik sarı çiçeklerinden  metrelerce ötesine kokusu yayılır.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Silivri’de bulutlar, kuşlardan daha hızlı yer değiştirir. Bir  bakarsın yağmur yüklü bulutlar, bir bakarsın pırıl pırıl gökyüzü. En çok  da baharda öyle… Yağmuru indirince de iyi indirirler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;18 Mayıs gecesini anlatmalıyım. Saat 02.20. Elimde Platon’un “Devlet” kitabı vardı. Birden çoksesli bir gürültü…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Aniden yağmur gelmiş…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Pencereye koştum. Dört yağmur sesi saydım. Demir parmaklıklara vuran  damlalar tok sesli, sertti. Cama vuranların sesi yayılıyordu. Tepedeki  saçaktan düşenler yolda bir araya gelmiş, oluklaşmışlardı. Toroslar’da  bir yaylanın çoban çeşmesini andırıyordu. Havalandırmaya düşen  damlalarsa, suyun suyla buluşma sesiydi.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Öteki sesler bende kalsın!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bahar koğuşun içine gelmez mi; gelir elbet. Bahar meyvelerinden  eriğin tadını aldık. Portakalı kestikten iki hafta sonra geldi, sulu,  iri erikler.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Havalandırmaya usul usul böcekler de gelmeye başladı. Geçenlerde bir uğurböceği kondu. Elimizden kolumuza bir yere konduramadık.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Baharın özü; giderek artıyor nüfusumuz…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;***&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir bahar daha var…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İçimizdeki bahar!&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İnsan gittiği yere kendisini de götürür; iyimserliğiyle, kötümserliğiyle…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Nasıl pencerenin buğusu dışarıdan silinemezse, sadece içeriden  silinebilirse… İnsanın iç dünyasına da dışarıdan kimse müdahale edemez.  Kişi içindeki baharı, kışı kendisi yaratır, kendisi bitirir.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;İçimdeki ormandan Botanik Parkı’ndaki ağaç dostlarıma selam olsun.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir arkadaşımız fazla bekletince “ağaç oldum” demez miyiz?&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Biliyorum, Ankara’daki dostlarım bekler beni.&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Kimse beklemese de…&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Ağaçlar bekler!&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-4824741739657084975?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/4824741739657084975/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/06/icimdeki-bahar.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/4824741739657084975'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/4824741739657084975'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/06/icimdeki-bahar.html' title='İçimdeki Bahar'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-2794754446224436026</id><published>2010-02-11T03:39:00.000-08:00</published><updated>2010-08-16T09:49:21.933-07:00</updated><title type='text'>Alevi Çalıştayları Bitti...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Alevi Çalıştayı adı verilen toplantılar serisinin ilki haziran 2009'da sonuncusu ise ocak 2010'da yapıldı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif;"&gt;&lt;span style="font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif;"&gt;Başbakanlığa&lt;/span&gt; bağlı din işlerinden sorumlu Devlet Bakanı Faruk Çelik'in yönetiminde ve Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı'nın koordinatörlüğünde yapılan Alevilerin talepleri ile ilgili seri toplantılar bitti.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Bu toplantılara katılacaklar ilgili Bakanlık tarafından çağırılıyordu. Alevi kurum temsilcilerinin, Alevi dedelerinin, Diyanet İşleri Başkanlığı temsilcilerinin, İlahiyat Fakültesi bünyesindeki Alevilikle ilgili çalışan öğretim üyelerinin, üniversitelerde Alevilikle ilgili çalışmalar yapan akademisyenlerin, &lt;img align="top" border="0" src="http://kanalkultur.com/de/mambots/content/rd_glossarybot/info.gif" /&gt;Alevilik ile ilgili kitap yazan bazı yazarların, Alevi kökenli bazı politikacılarla, Alevilikle ilişkileri bir türlü anlaşılamayan bazı kişi, dernek, vs. üye ve temsilcilerinin katıldığı toplantılar sona erdi.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Basın en çok bu toplantıların ilki ve sonuncusu ile ilgilendi. Son toplantı Alevilerin toplantıya katılanlarla varılan mutabakat konularını açıkladı. Mutabakata varılan konular ile birlikte ilgili bakan ve koordinatörlüğün hazırlayacağı raporun hükümete sunulacağı açıklandı ve ardından da ön raporun Başbakan'a sunulduğu bildirildi. &lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Son toplantıya katılan bazı Alevi temsilcileri ile Sünni temsilcilerin Alevilerin hükümetten temel istemleri olan şu konularda mutabakata vardığı açıklandı. Bu konular: &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;» Alevilerin ibadet yerleri olan cemevlerinin tıpkı camiler, kiliseler ve sinagoglar gibi ibadet mekanı olarak sayılmasının yasallaşması. &lt;br /&gt;» Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesindeki din adamlarına olduğu gibi cemevlerinde görev yapan dedelere, zakirlere ve diğer personele yaptıkları hizmet karşılığı maaş verilmesi. &lt;br /&gt;» Cemevlerinin Diyanet İşleri Başkanlığı ya da Kültür Bakanlığı'na değil bağımsız bir kurum olarak oluşması ve bu kurumun ilgili Devlet Bakanlığı kanalı ile Başbakanlığa bağlanması. &lt;br /&gt;» Zorunlu din dersleri olarak devam eden Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi eğitiminin Alevileri rahatsız ettiği ve bu nedenle bu müfredatın ve içeriğinin değiştirilerek müfredatın Alevilerin istemleri doğrultusunda hazırlanması. &lt;br /&gt;» Mevcut kitapların Alevi eğitimcilerce hazırlanması ve Alevi eğitimcilerin bu derslerin verdirilmesi.&lt;br /&gt;» Dedelerin ya da Dede olacakların eğitiminin Diyanet İşleri Başkanlığı ya da İlahiyat Fakültesi tarafından değil Alevi eğiticiler tarafından gerçekleştirilmesi.&lt;br /&gt;» Alevi yerleşimleri olan köy, mahalle, ilçe, il vs. gibi yerlere zorla cami yapılmaması tam tersine bu yerleşimlere toplumun ihtiyaçlarına göre Cemevi yapılması.&lt;br /&gt;» İsmi Sivas katliamı ile özdeşleşen Sivas'ta olayların çıktığı ve 37 kişinin mezarı olan Madımak Oteli'nin yıkılarak uygun bir mimari ile anıt yapılması.&lt;br /&gt;» Alevilere devlet ve özel kesimler tarafından uygulanan her tür ayrımcılığa son verilmeli ve eşit yurttaşlık hakları titiz bir şekilde uygulanmalı. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Toplantının genel sonuçları kamuoyuna böyle açıklandı.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Toplantı sonrası bu talepler Alevi ve Sünni katılımcılar tarafından oldukça farklı yorumlandı. Sünni katılımcı, gazeteci, ilahiyatçı, diyanetçi, akademisyen, dernek ya da vakıf sözcülerinin cemevlerinin camiden sonraki bir ibadet yeri olabileceği vurgusu çok dikkat çekti. Alevi katılımcılar ise sanki cemevleri camiler ve kiliseler ile eşit statüde olacak gibi mutabakata varıldığını açıklamaya çalıştılar. Bu farklı yorumları diğer konularda da görmek mümkün hatta birtakım Alevi katılımcılar adeta düğün, bayram havasına girmişlerdir. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Temennimiz Alevilerin bu esen havadan sonra bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya gelmemeleridir. Çünkü henüz Hükümet bu konuda bir adım atmış bulunmuyor. İyimser yorumlar için yapılan açıklamalar çok erken sayılır.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Ayrıca Cumhuriyet tarihimizde Alevilerin sorunlarını çözmek ile ilgili yapılan ilk çalışmanın Alevi Çalıştayı denilen çalışmalar olduğunu söylemek doğru değildir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;AKP'nin sebep ne olursa olsun (AİHM,Avrupa Birliği ilerleme raporları vs.) bu konuyu ciddiye alıp Alevilerin istemlerine kulak vermesi olumlu bir yaklaşımdır. Ayrıca bu konuda Devlet Bakanı Sayın Faruk Çelik ve koordinatör Sayın Yrd. Doç. Dr. Necdet Subaşı'nın iyiniyetli ve özverili çalıştıklarını ifade etmek gerekir. Bu konuda da genel temenni Alevilerin bir hayalkırıklığı ile karşı karşıya kalmamalarıdır.&amp;nbsp;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Fakat Cumhuriyet tarihinde bu tür bir çalışmanın ilk defa olduğunu söylemek eksikliktir. Bilmeyenlere anımsatmak gerekirki; Alevilerin sorunlarını çözmek için 1961 Anayasası sırasında da bazı çalışmalar yapılmıştır. Mezhepler Müdürlüğü oluşumu tarzında bir kanun tasarısı hazırlanmış. Bu tasarı Resmî Gazete'de o sırada yayınlanmıştır. Fakat sonra ne olmuşsa bu tasarı yasalaşmamıştır. Alevilerin istemleri de ertelenmiştir.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Aleviler bazı eksiklerine karşın Alevi Çalıştayları adı verilen bu çalışmalardan adeta nefesini tutmuş olumlu sonuç beklemektedirler. Bu sorunların çözümü için Tekke ve Zaviye Kanunu'nun değiştirilmesine ya da Anayasanın değişmesine kanımca gerek yoktur. Hükümet isterse mecliste (CHP ve MHP'de desteklemeye hazır görünüyor) bu sorunu, TBMM'deki partilerin desteği ile çözebilir. Hatta Bakanlar Kurulu kararı ile dahi çözülür.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Buna karşın Alevilerin istemleri, Alevilerin değil de Diyanet İşleri Başkanlığı'ndaki bazı görevlilerin formüle etmek istediği gibi kadük çıkarsa bu biçim yeni sorunlar çıkarabilir. Ayrıca Alevilerin istemleri; Tekke ve Zaviyeleri yasaklayan yasa ile yasaklanan bazı tarikatların önünün açılması için kullanılırsa, bu Alevilerin olumsuz bir araç için kullanılmaları sonucunu doğurur. Bu durumda Alevilerin hayal kırıklığına neden olur. Temennim bu açılımlardan Alevilerin hayal kırıklığına uğramayacağı eşit yurttaşlık haklarının sağlandığı bir sonucun çıkmasıdır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-2794754446224436026?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/2794754446224436026/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/02/alevi-calstaylar-bitti.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/2794754446224436026'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/2794754446224436026'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/02/alevi-calstaylar-bitti.html' title='Alevi Çalıştayları Bitti...'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-1376062798876208141</id><published>2010-02-07T04:40:00.000-08:00</published><updated>2010-08-16T09:50:55.773-07:00</updated><title type='text'>İbadethaneler ve Cemevleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;&lt;b&gt;Mustafa Cemil Kılıç&lt;/b&gt;: "İbadethanelerle ilgili kanuna eklenmesi önerilen ifadeden de anlaşıldığına göre cem evleri bir tarikat merkezi yani "tekke" olarak nitelenmektedir. İlgili kanuna eklenmesi önerilen ifade şu şekildedir: "Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cem evleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır."' veya '"Cem evlerine de aynı imkanlar sağlanır." "Bir inanç ve erkan merkezi" olmak bakımından cem evlerinin Kadiri, Nakşi, Halveti tekkeleri ile aynı konuma indirgendiği apaçık ortadadır. Cem evlerine açıkça "tekke" denilmemesi de, "Tekke ve Zaviyelerin İlgası Hakkındaki Kanun"un etrafından dolaşılarak aşılması için baş vurulan hukuksal bir cambazlıktır. Oysa cem evlerinin bir "tekke" olmadığı da tarihen ve teolojik olarak nettir. Cem evleri, tıpkı camiler gibi yani camilerle eşit statüde bir İslam mabedi olarak tanımlanmak ve tanınmak zorundadır. Zira doğru olan budur."&amp;nbsp;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Büyük bir umutla başlayan Alevi Çalıştayı'nın sonunda Başbakan'a sunulmak üzere hazırlanan rapordaki ifadeler, Alevi meselesini çözmekten uzak görünmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Alevilerin talepleri neydi, varılan nokta nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alevîlik, müstakil bir teolojik yapıdır. İslam kültür dairesi içinde bulunmakla birlikte, bir tarikat kimliğine sığdırılamayacak denli özgün inançsal unsurlar içermektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Alevi terminolojisi içinde yer almamakla birlikte Alevîliğin tarifinde başvurulacak en isabetli kavram mezhep kavramıdır. Bu cümleden olarak Alevîlik, tıpkı Sünnilik (İtikaden Maturudilik ve Eş'arilik, Fıkhen; Hanefilik, Malikilik, Şafiilik ve Hanbelilik) ve Şiilik (Caferilik, Zeydilik, İsmaililik) gibi müstakil bir İslam mezhebidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Başka bir deyişle Alevîlik; ne Sünniliğin ne de Şiiliğin bir türevi olan tasavvufi bir akım olarak tanımlanamaz. Çünkü bu, ne tarihen ne de ilmen doğru değildir. Bilimsel dürüstlük Aleviliğin bir tarikat olarak nitelenmesine izin veremez.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Buna karşın söz konusu raporda görüş birliğine varıldığı iddia edilerek Alevîlik şu şekilde tanımlanmaktadır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote dir="ltr" style="margin-right: 0px;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;"İslam üst başlığı altında ''Hak-Muhammed-Ali'' kavramları etrafında oluşan bir inanç ve erkan yolu..."&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Bu tanımlama bir tarikat tanımlamasıdır. Zira; "inanç ve erkan yolu" ifadesi tasavvufi oluşumları nitelemek için baş vurulan bir ifade tarzıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Açıkça "tarikat" ve "tasavvufi oluşum" ifadeleri kullanılmasa da zımnen anlatılmak istenen Alevîliğin bir tarikat olduğudur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Aynı yanlışın cem evlerinin hukuksal statüsünün tespiti noktasında da yapıldığını görüyoruz. Gerçi başta yapılan Alevîlik tanımlamasından sonra cem evleri için düşünülen statünün de ona uygun olması gerekiyordu. Nitekim bu uygunluk kendini açıkça göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;İbadethanelerle ilgili kanuna eklenmesi önerilen ifadeden de anlaşıldığına göre cem evleri bir tarikat merkezi yani "tekke" olarak nitelenmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;İlgili kanuna eklenmesi önerilen ifade şu şekildedir:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;"Birer inanç ve erkan merkezi olarak değerlendirilen cem evleri de kanunlarda ibadethanelere tanınan bütün imkanlardan yararlanır."' veya '"Cem evlerine de aynı imkanlar sağlanır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bir inanç ve erkan merkezi" olmak bakımından cem evlerinin Kadiri, Nakşi, Halveti tekkeleri ile aynı konuma indirgendiği apaçık ortadadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Cem evlerine açıkça "tekke" denilmemesi de, "Tekke ve Zaviyelerin İlgası Hakkındaki Kanun"un etrafından dolaşılarak aşılması için baş vurulan hukuksal bir cambazlıktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Oysa cem evlerinin bir "tekke" olmadığı da tarihen ve teolojik olarak nettir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Cem evleri, tıpkı camiler gibi yani camilerle eşit statüde bir İslam mabedi olarak tanımlanmak ve tanınmak zorundadır. Zira doğru olan budur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Cem evlerinin camilerle eşit statüde olması, Alevîliğin Sünnilikle eşit olması yolunu açacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Cem ve semahın namazla, muharrem'in ramazan'la eşitliği teolojik anlamda Aleviliğin müstakil kimliğini güçlendirecek; Alevilere yapılan beş vakit namaz ve ramazan orucu dayatması da etkisini önemli ölçüde kaybedecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Söz konusu rapordaki bir diğer unsur da Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri ile ilgilidir. Bu derslerin zorunlu olarak nitelenmesinin rahatsızlık yarattığı vurgulanırken; dersin müfredatının ve içeriğinin değiştirilmek suretiyle bütün din ve inançları kapsayacak biçimde yeniden düzenlenmesi gerektiği belirtilmektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Tarihsel tecrübe de zaten bu iddia ile yaşanmış ve yaşanmakta değil midir? Yani mevcut müfredat ve içerik de hep bu şekilde savunulmakta değil midir? Şimdi yukarıdaki ifadelerle ne değişmiş olmaktadır? Öteden beri, "Bu ders; bir din dersi değildir, Sünnilik dersi değildir, bir kültür ve ahlak dersidir," denilmiyor muydu? &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Anlaşıldığı kadarıyla yine çeşitli söz oyunlarıyla mevcut dersin muhafazası amaçlanmaktadır. Belki içerik ve müfredat bir miktar değişecektir ama ana amaç ve temel işlev aynen devam edecektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Raporda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin dışında bir de seçimlik "Din Dersi"nin ikamesi de önerilmektedir. Bu derste ise anlaşıldığı kadarıyla mezhepsel alamda uygulamalı bir eğitim amaçlanmaktadır. Gerek Alevîlik, gerekse Sünnilik ve Şiilik daha ayrıntılı bir şekilde; ibadet ve itikat eğitimi temelinde öğretilmek istenmektedir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Okullara Alevîlik ile ilgili bir dersin konulması elbette ki isabetlidir ama herkes için zorunlu olan ve tüm inançları kapsayacağı ileri sürülen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinin müfredatının kaçınılmaz bir biçimde Sünnilik ağırlıklı olacağı düşünüldüğünde, Alevîlik ile ilgili dersin hem seçimlik olmasından ötürü hem de egemen anlayışın her türlü manipülasyonuna açık olmasından dolayı işlevini yitireceği açıktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Bu noktada doğru olan yol; Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin tümüyle kaldırılıp "Dinler Tarihi" adıyla ve felsefi içerikte yeni bir dersin ikame edilmesidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;"Dinler Tarihi" dersinin felsefe öğretmenlerince verilmesi de mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenlerinin asimilasyonist tutumları karşısında baş vurulacak en doğru yol olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Bunun dışında Sünnilik ya da Alevîlik eğitimi almak isteyenler için seçimlik dersler ikame edilebilir. Mevcut Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenleri Sünnilik eğitimi verilecek olan ders için istihdam edilebilir. Alevîlik eğitimi dersi için de Alevi inancına mensup öğretmenler ya da Alevi inanç önderleri istihdam edilmelidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Alevîlik Araştırma Merkezleri ve Dedelerin eğitimi konularında raporda yer alan ifadeler, bir ihtiyacı dile getirmesi açısından son derece önemlidir. Ancak bu konuda da Sünni teologların görevlendirilmesi yapılabilecek en büyük yanlış olacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Zira Sünni teologların nerdeyse tümü Sünni misyonerliğinden vazgeçebilme yetisinden henüz çok uzakta bulunmaktadır. Bu yetiye sahip olan az sayıdaki Sünni teoloğun da çoğunluğun baskısından dolayı özgür hareket edebileceklerini sanmıyorum.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Rapordaki bir diğer konuda Diyanet İşleri Başkanlığı'nın Alevîliği de içine alacak biçimde yeniden yapılandırılması önerisidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Diyanet İşleri Başkanlığı içinde hiyerarşik anlamda özerk bir Alevîlik ünitesinin bulunması kabul edilebilir gibi görünmekle birlikte, Alevîlik için tümüyle özerk ve doğrudan Devlet Bakanlığı yoluyla Başbakanlığa bağlı bir kurumun ikame edilmesi daha doğru olacaktır. Zira Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde yer alacak Alevîlik ünitesinin Sünni teologların yoğun baskısına ve manipülasyonuna maruz kalması muhtemeldir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Aleviler ve Alevîlik için çözüm olmaktan uzak görünen bu raporu Çalıştay'a katılan Alevi temsilcilerinin gönül rahatlığıyla kabul etmiş olduklarını sanmıyorum. Belki bir ilerleme olsun diye kerhen onaylanmış gibi görünen bu rapor, Alevi hakları açısından umarım yeni ve telafisi daha güç yanlışlara yol açmaz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-1376062798876208141?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/1376062798876208141/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/02/mustafa-cemil-klc-ibadethanelerle.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/1376062798876208141'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/1376062798876208141'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/02/mustafa-cemil-klc-ibadethanelerle.html' title='İbadethaneler ve Cemevleri'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-3596219517124282711</id><published>2008-08-14T04:46:00.000-07:00</published><updated>2010-08-16T09:51:46.106-07:00</updated><title type='text'>Stratejik İşbirliği Projesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Üç bölgesel güç ("the three regional powers") arasında yeni bir stratejik işbirliği ("a new strategic cooperation") yaratıldı: İran, Türkiye ve Suriye. Bu üç Müslüman ülke ("the three Muslim nations") geçmişte de böylesi ilişkiler geliştirdiler, ancak bu kez üçlü bir stratejik anlaşmaya ("a trilateral strategic agreement") doğru ilerliyorlar. Küresel siyasi çevreler ("Global political circles"), İran &lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın ("Mahmoud Ahmadinejad") kısa süre önce Suriyeli mevkidaşı Beşar Esad ("Bashar Assad") ile buluşmasını ve Ahmedinejad'ın Türkiye'ye yapacağı ziyareti stratejik olarak nitelendiriyorlar. İran, Türkiye ve Suriye arasında üçlü işbirliği ("trilateral cooperation"), son üç yıldır gündemdeydi. Bununla birlikte, tüm bölgenin yararına olacak yeni gelişmelere işaret eden böylesi bir stratejik işbirliği için zemin şimdi oluştu.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Tahran, Şam ("Damascus") ve Ankara, 11 Eylül saldırılarının ("9/11 attacks") ardından geçen yedi yılda meydana gelen tüm krizlerde, sözde terörle savaş adına en ağır bedelleri ödediler: Afganistan ve Irak'ın 2003'te işgali ("the 2003 invasion of Afghanistan and Iraq"), Lübnan ve işgal altındaki Filistin'de güvenliğin tesis edilememesi ("insecurities in Lebanon and occupied Palestine"), Orta Doğu'da barışın felç olması ("paralyzing peace in the Middle East").&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Bush'un başkanlığının sonuna yaklaştığı ve ABD ile Rusya arasında soğuk savaş ("Cold War") dönemi rekabetinin geri dönüyor göründüğü böylesi hassas bir zamanda İran, Suriye ve Türkiye arasında stratejik işbirliği tesisinin ("to establish strategic cooperation") gerekliliği ortaya çıkıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Üç komşu tarafından böylesi ilişkiler kurmaya yönelik temel adımlar, bazı açılardan önemlidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Üç ülke arasındaki yakınlaşma resmî bir hükümet kararından öte bir şeydir, bu gerçekte İranlılar, Suriyeliler ve Türklerin bir "genel talebidir" ("public demand"). Türk kamuoyu ve medyası, İran ve Suriye'nin görüşleriyle karşılaştırıldığında Amerika'ya karşı farklı bir bakış açısı sergiliyor olmasına rağmen, Türkiye'de, Irak'ın ABD liderliğindeki güçler tarafından beş yıldır süren işgaline ve Türkiye-Irak sınırı yakınındaki istikrarsızlığa karşı yapılan gösteriler Türklerin, aynı zamanda ABD'nin emperyalist politikalarına ("to the imperialistic policies of the United States") karşı olduklarını da göstermektedir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği konusunda Türkiye'de, Avrupa bloğuna ("the European bloc") katılmaktan çok, İslami ilkelerin izlenmesi yönünde daha fazla bir eğilim var. Adalet ve Kalkınma Partisi ile ilgili son gelişmeler ve türban sorunu ("the issue of Hijab (the Islamic dress code)"), Türklerin çoğunluğunun İslamdan yana ("the majority of Turks favor Islam") olduğunu bir kez daha kanıtladı. Bu yüzden, İslami kökenli Türk Hükümeti ("the Islamic-rooted Turkish government"), Müslüman gruplaşmasına ("to join the Muslim grouping") katılmaya daha fazla meyillidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;Orta Doğu'daki son gelişmeler İran, Türkiye ve Suriye'nin diplomatik vitrini ("the diplomatic showcase") konusunda dünyaya yeni bir imaj sundu. Böylesi bir imaj, aralarında Nicolas Sarkozy ve Javier Solana'nın da bulunduğu Avrupalıları, Şam ve Tahran ile yeni ilişkiler kurmayı başlatmaya teşvik etti.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana,arial,helvetica,sans-serif; font-size: x-small;"&gt;İran, Türkiye ve Suriye, Orta Doğu'daki karmaşık sorunların ve kuşkusuz Bush yönetiminin yanlış hesaplamalarının ("of course miscalculations") geniş ve algılayıcı bir şekilde analiz edilmesi sonucunda böylesi büyük bir başarı elde ettiler.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-3596219517124282711?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/3596219517124282711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2008/08/stratejik-isbirligi-projesi.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/3596219517124282711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/3596219517124282711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2008/08/stratejik-isbirligi-projesi.html' title='Stratejik İşbirliği Projesi'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-8298858760944189060.post-4610159854480950113</id><published>2008-03-07T04:48:00.000-08:00</published><updated>2010-03-13T04:48:57.669-08:00</updated><title type='text'>Futbol Şampiyonası'nın Avusturya'ya olumlu katkısı</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Futbol Şampiyonası'nın Avusturya'ya olumlu katkısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar Türkler ve göçmen kökenli ("Migrationshintergrund") diğer Avusturyalılar kamuoyunda göze çarpmıyordu. Politikada, parlamentoda, hükümette ve idarede yer almıyorlar, medyada ise ancak suç işledikleri zaman ya da sorun olarak dikkat çekiyorlardı. Bizim Türklerimize İslam korkusu ("der Angst vor dem Islam") ve gizli paralel toplum ("einer geheimnisvollen Parallelgesellschaft") prizması ardından bakılıyordu. Şimdi karşılaşılan genç Türk kızları ise, pederşahi ("die patriarchalisch") sistemde eve kapatılan, başı örtülü Müslüman klişesine hiç uymuyordu. Başörtülü olsun olmasın ("mit oder ohne Kopftuch"), erkeklerle birlikte ("mit ihren männlichen Landsleuten") sokakta öncelikle Türk takımı için tezahürat yapıyorlardı. &lt;br /&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bundan birkaç hafta önce bu köşede yazdığım, başımdan geçen bir olayı kısaca yeniden hatırlatarak, devamına değinmek istiyorum: Vatansever oğlum Leon, Avrupa Şampiyonası nedeniyle bizim "Van"a bayrak asmak istedi. Aptalca milliyetçilik ("dümmlich Nationalstolz") gösterisinde bulunmuş olmamak için, ona arabaya yalnız Avusturya bayrağı ("ein österreichisches Fahnderl") değil, başka bir ülkenin bayrağını daha asmasını önerdim. Viyana sokaklarında Avusturya ve Türkiye bayraklarıyla donanmış ("binational türkisch-österreichisch geschmückt") olarak gezinen taksilerden esinlenerek, biz de arabanın soluna Avusturya, sağına da Türk bayrağı asmaya karar verdik. Bu çok hoşumuza gitti. Şimdi gelelim hikayenin devamına: Avusturya bayrağı iyi monte edilmemiş olduğundan düştü. Eşim çocukların da içinde olduğu, artık yalnız Türk bayrağıyla süslü arabayı kullanmaya devam etti. İki saat içinde üç kez saldırgan bir tutuma ("dreimal Zielscheibe von Aggressionen") maruz kaldı. Birincisinde Viyana'nın göbeğinde yaşlıca bir hanım tarafından küfür yağmuruna tutuldu. İkincisinde yüzü Avusturya bayrağı renklerinde boyalı olan bir genç eşime yumruk salladı. Üçüncüsünde ise bir kavşakta iki sürücü eşime el kol işareti ("Stinkefinger") yaptı. Ertesi gün baktığımızda arabadaki Türk bayrağının gece birileri tarafından kırıldığını keşfettik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu olay zaten bildiğim bir şeyi doğrulamış oldu: Avusturyalılar Türkleri sevmiyor ("Die Österreicher mögen die Türken nicht"). % 95'i Türklere Avrupa yolunu açmak istemiyor. Bu, Avrupa'da Türkiye'nin katılımına karşı çıkanlar içinde rastlanılan en yüksek oran ("ein europäischer Spitzenwert") . FPÖ de buna paralel olarak, "İslam yerine evim" („Daham statt Islam“) ya da "Müezzin yerine Stefan Katedrali'nin çanları" („Pummerin statt Muezzin“) gibi aptalca sloganlarla ("Dummslogan") Avusturya halkının sempatisini kazanıyor. Bu provokasyonlarla kastedilen kuşkusuz ki Türk kökenli vatandaşlar. Camilerin minareleri ile birlikte inşa edilmesini imkansız kılan yönetmelikler de onları hedef alıyor. Kimse de buna tepki göstermiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arabamıza astığımız Türk bayrağıyla ilgili olayda işte bütün bunlar aklıma geldi. O zaman daha Avrupa Şampiyonası'nın başındaydık. Sonra birden her şey değişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm Viyana'nın kırmızı–beyaz-kırmızı renklerine bulanacağı yolundaki tahminlerim doğru çıkmadı. Bu renklere başka renkler de katıldı. Diğer ülkelerin bayrakları da Avusturya bayrağına karıştı. Viyana çok renkli oldu ("Wien wurde multicolor"). Öncelikle de Viyana'daki Türkler bir "coming-out" yaşadılar. Birdenbire kendilerini gösterdiler. Ottakring'te, Brunnenmarkt çevresindeki "küçük İstanbul'da", şehrin merkezinde bayram yaptılar. Klakson çalarak caddelerden geçtiler. Herkes neşe içindeydi. Ay yıldız ambleminin altında şiddete yer yoktu. Genç Türkler diğer ülkelerin taraftarlarının aksine alkole de rağbet etmedi. Coşkuları dostçaydı, barışçıydı. Almanya karşısında kaybettikleri zaman bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama her şeyden önemlisi: Şimdiye kadar Türkler ve göçmen kökenli ("Migrationshintergrund") diğer Avusturyalılar kamuoyunda göze çarpmıyordu. Politikada, parlamentoda, hükümette ve idarede yer almıyorlar, medyada ise ancak suç işledikleri zaman ya da sorun olarak dikkat çekiyorlardı. Bizim Türklerimize İslam korkusu ("der Angst vor dem Islam") ve gizli paralel toplum ("einer geheimnisvollen Parallelgesellschaft") prizması ardından bakılıyordu. Şimdi karşılaşılan genç Türk kızları ise, pederşahi ("die patriarchalisch") sistemde eve kapatılan, başı örtülü Müslüman klişesine hiç uymuyordu. Başörtülü olsun olmasın ("mit oder ohne Kopftuch"), erkeklerle birlikte ("mit ihren männlichen Landsleuten") sokakta öncelikle Türk takımı için tezahürat yapıyorlardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türk takımı gerçekten de fevkalade oynadı: Gelişmekte olan bir ülkenin enerjisini, gücünü ve yükselme isteğini, Avrupa futbolunun gelişmiş tekniğiyle birleştirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avusturyalı seyirciler de kıskanmaksızın ("neidlos") bunu kabul etmek zorunda kaldı. Türkler Almanlara karşı oynadığında, daha da sempati kazandılar. Kuşkusuz Avusturyalıların çoğu onların tarafını tuttu. Hatta Viyana'da bulvar gazetesi "Heute" ilk sayfasına Türkçe "Haydi Türkiye, ele bugün Almanya'yı" diye manşet attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zayıf Avusturya takımının en iyi oyuncusu olan Ümit Korkmaz da zaten Avusturya'ya göç etmiş bir Türk ailenin ("türkischen Einwanderern") çocuğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;EURO son haftalarda kuşkusuz ki Avusturyalılar ile Türkler arasındaki ilişkinin düzelmesine yol açtı. Şampiyonanın sona erdiği şu günlerde muhtemelen aileleri İstanbul, Ankara ya da Anadolu'dan gelen Avusturyalılara karşı el kol işareti yapan pek olmayacaktır. Bu zihniyet değişikliğinin ("dieser Meinungsumschwung") ne kadar devam edeceğini zaman gösterecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avusturyalıların kendi vatanlarına bakış açıları da son günlerde değişti. Viyana son haftalarda tanınmayacak hale geldi. Avusturya'nın başkenti eskiden beri olduğu gibi, kutlamayı bilen çok kültürlü bir metropol ("eine multikulturelle Metropole") olduğunu gösterdi. Avusturya kendini dünyaya, şimdiye kadar inatla inkar etmesine karşın, klasik anlamda bir göçmen ülkesi ("als klassisches Einwanderungsland") olarak tanıttı. Böylece futbolun fevkalade uygarlaştırıcı ve aydınlatıcı bir etkisi ("eine eminent zivilisierende und aufklärerische Wirkung") olduğu anlaşıldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu açıdan bakıldığında Avrupa Şampiyonası Avusturya için büyük bir başarıydı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/8298858760944189060-4610159854480950113?l=olukbasi.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://olukbasi.blogspot.com/feeds/4610159854480950113/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/03/futbol-sampiyonasnn-avusturyaya-olumlu.html#comment-form' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/4610159854480950113'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/8298858760944189060/posts/default/4610159854480950113'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://olukbasi.blogspot.com/2010/03/futbol-sampiyonasnn-avusturyaya-olumlu.html' title='Futbol Şampiyonası&apos;nın Avusturya&apos;ya olumlu katkısı'/><author><name>TÜRK</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
